Osmanlı’dan bugüne sürdürülen eski gelenekleri öğrenmek, Ramazan’ın ruha iyi gelen yönleriyle tanışmak için güzel bir başlangıç.

Ramazan ayının aileleri bir araya getirdiği, az ile yetinmeyi hatırlattığı ve çok daha fazla coşkuyla, heyecanla karşılandığı günler geride kaldı ama mecburen de olsa evde geçireceğimiz bu Ramazanı, bazı geleneklerini hatırlamak ve yaşatmak için bir fırsata çevirmek mümkün. Otellerin, restoranların havalı ve gereğinden çok daha abartılı iftar menülerine alışıp, sahuru bile dışarıda yapılan bir aktiviteye dönüştürdüğümüz için Osmanlı’dan bugüne sürdürülen eski gelenekleri öğrenmek, Ramazan’ın ruha iyi gelen yönleriyle tanışmak için güzel bir başlangıç.

Ramazan başlangıcı

Ramazanın ilan edilebilmesi için Ay’ın ilk hilal şekli gözlenirmiş. Hilalin görünmesiyle birlikte hemen camiler ışıklandırılır, davullar çalınarak Ramazan ilan edilirmiş. Ramazan boyunca sahuru haber veren davulcular ise bugün de göstermelik ve az sayıda da olsa sürdürülen geleneklerden.

Mutfak hazırlıkları

Osmanlı zamanında Ramazan’ın coşkusu daha üç ayların gelmesiyle birlikte başlar, kiler için sıkı hazırlıklar yapılırmış. Çarşı ve pazarlarda hurmalar, reçeller, kuru sebze meyveler, sucuk pastırmalar, helvalar, meşhur Ramazan şerbetleri, tek tek iplere asılan güllaç yufkaları satılır, herkes kendi imkânı kadar alışveriş yaparken iftarın en önemli öğünü çorba için kullanılacak bakliyatlar asla atlanmazmış. Mutfakta kullanılan tencereler, kazanlar temizlenir, şık fincanlar, takımlar çıkarılırmış. Kadınlar bir araya gelerek iftarda ve sahurda yenecek erişteleri, kuskusları, yufkaları birlikte hazırlarmış.

Ramazan pidesi ve çöreği

Ekmek çeşitlerinin zenginleşmesi değişmeyen Ramazan geleneği. Bugün pek çok diğer gelenek kaybolsa da pide Ramazan boyu hemen herkesin evine girmeye devam ediyor. Eskiden iftar saati geldiğinde Ramazan pidesi kadar yağlı Ramazan çörekleri de sevilerek tüketilirmiş. Ramazan’a özel pide yapılmasının II. Beyazıt dönemine dayandığı biliniyor. Pide ustaları özellikle Aydın ve Nazilli’den gelenlerin Ramazan ayı için bir aylığına İstanbul’a gelerek sarayda pide pişirdiği anlatılıyor.

En güzeli paylaşmak

İhtiyaç sahiplerine yardım etmek Ramazan ayının en önemli ve en çok hatırlanması gereken geleneği. Osmanlı’da durumu iyi olanlar evlerinin sofralarını açar, gelen misafirlerle yemeğini paylaşır, evde pişen yemekleri mutlaka sokakta karnı aç olanlara dağıtırmış. Yine bakkal ve manav defterlerinden fakir ailelerin borçlarını silmeleri de değişmeyen bir başka gelenekmiş. Borcu silinen borcunu kimin sildiğini de asla bilmezmiş.

Kar ve buz vakıfları

Osmanlı’da hayırseverler tarafından kurulan kar ve buz vakıfları Ramazanın en bilinen geleneklerinden bir diğeri. Bu vakıflar yaz aylarında dağlardan toplanan kar ve buzu şehirlere getirerek halka bedava dağıtırmış. Vakıfların zaman zaman bu kar ve buzları şerbetle birlikte ya da karsambaç denilen buzlu tatlı yaparak dağıttığı da olurmuş. Yaz aylarında kar ve buz dağıtmak, sıcakta çalışan işçileri serinletmek Osmanlı’da büyük bir hayır işi olarak kabul edildiğinden bu vakıflar düzenli bağışlar toplarmış. İlerleyen dönemlerde kar ve buzun yerini kıvamıyla eşsiz dondurma almış. Halkın topluca iftar sonrası eğlenceler düzenlediği mesire alanlarında macun gibi geleneksel sokak lezzetlerinin yanında dondurmanın da görülmeye başlandığı biliniyor. 

Şehir eğlenceleri

Ramazanda sadece pişen yemekler değil, şehrin sokaklarına taşan eğlenceler de hayatın bir parçası olurmuş. Meydanlarda düzenlenen eğlenceler içinde özellikle Karagöz ve Hacivat gösterileri asla kaçırılmazmış.

Ramazan akşamlarının keyfini çıkarırken hem geçmişi yad etmek hem de yeni anıları yaşanmışlıklar hazinenize eklemek için damağınızda da leziz bir tat olsun. Algida Maraş Usulu Tahin Pekmez Kakao Kesme Dondurma ile iftar sonrası tatlı ve çay saatlerinin keyfini ikiye katlayın.