Kepeklisinden çavdarlısına, kinoa unlusuna kadar birçok çeşidi türeyen ekmek arasından bugün sizin için ekşi mayayı mercek altına aldık.

Özellikle kahvaltıların vazgeçilmezi haline gelen ekmek, son yıllarda büyüyerek artık kendi başına bir öğün haline geldi. Kepeklisinden çavdarlısına, kinoa unlusuna kadar birçok çeşidi türeyen ekmek arasından bugün sizin için ekşi mayayı mercek altına aldık.

Ekşi mayanın tarihi, insanoğlunun göçebe toplumlardan yerleşik hayata geçmesine dayanıyor. İlk ekşi mayaları üzüm suyu ile hazırlamaya başlayan insanoğlu, bu mayaları saklayarak ve çoğaltarak kullanmaya başlayıp ekşi maya tekniğini keşfediyor. Maya, yaşayan bir canlı olduğu için aydan aya ve hatta bu vesileyle de nesilden nesile aktarılıyor. Eski zamanlardan kalan çoğu tarifte ekşi mayanın un ve su ile yapıldığından bahsedilse de, gerçek bir ekşi maya hazırlamak için üzüme ya da nohuda ihtiyaç duyuluyor.

Ekşi maya serüveni; bir avuç kadar doğranmış üzümü, 200 gram un ve 200 gram su ile bir kavanozun içerisinde, üzerini bir bez ile örterek 1 gün dinlenmeye bırakmakla başlıyor. Ortamın çok soğuk ya da çok sıcak olmamasına özen gösterilmesi gerekiyor; bu mayanın yaşama ortamı için uygun bir sıcaklık olarak görülüyor. Daha sonra mayanızın üzerinde baloncuklar olduğunda, mayanın yaşadığını anlayabilirsiniz. Bu aşamadan sonra, mayanın içindeki üzüm tanelerinin çıkarılması gerekiyor. Mayanın içine, asla metal bir kaşık sokamamanız gerektiği de bu işin püf noktalarından bir tanesi. Mayanın seneler boyu canlı kalabilmesi için, yarısı kadarı ayrılarak, un ve su ile beslemeye devam ediliyor. Bu sayede maya sürekli canlı ve kullanıma hazır kalıyor.

Günümüzde birçok ekmekçi artık ekşi mayalı ekmek yapıyor. Hatta öyle ki, ekşi maya trendi yayıldıkça baget, grisini, kruton gibi hamur işlerinde de ekşi mayaya yer veriliyor. Eğer siz hala denemediyseniz, zanaatına güvendiğiniz bir fırından ekşi mayalı ekmek almanızı şiddetle tavsiye ederiz.